• Pinar Taskinlar

Duygular 101

Bu kadar terapiye gittim, dünyanın farklı yerlerinden şifacılarla çalıştım ama bir itirafım var: bir duyguyu ifade etmenin gücüne inanmazdım. Neyse ki geçmiş zamandan konuşuyorum, çünkü artık inanıyorum. Duygusal Yeme Eğitiminde de sürekli ‘canınız size hizmet etmeyen birşeyi yemek istediğinde durup duygunuza bakın’ derlerdi, mindful eating eğitiminde de aynı şey vardı. ‘Yaa tabii tabii, duyguyu bilince noluyor ki? Şimdi benim yeme isteğimi bu duyguyu adlandırmak mı geçirecek’ derdim. Sonra, bir süreliğine her meditasyonda ‘Ne hissediyorum?’ sorusunu düzenli sorup da, üzerimdeki gerginliğin azaldığını görünce kanıt aramaya giriştim. Zira aklım kanıt görürse bir şeyi yapmak için daha istekli oluyor:)


Duyguları bu şekilde etiketlemeyle (İngilizcesi affect labeling) ilgili iki farklı araştırma var.


İlk araştırmada, örümceklerden korkan bir grubu, örümceklere mümkün olduğu kadar yaklaştırıp belirli fizyolojik tepkilerini ölçmüşler. Bir grup örümceğe yaklaştıkça ne hissettiklerini ifade ederken (Bu korkunç örümcek beni çok korkutuyor), bir grup da çok iyi bildiğimiz gibi kendilerine olumlu telkinlerde bulunuyorlar (Bu küçük örümcek beni korkutamaz, bu zararsız bir hayvan). Tahmin edeceğiniz gibi birinci grup daha az fizyolojik korku belirtisi gösteriyor.


İkinci araştırmada ise beynin stres tepkisinden sorumlu, ilkel beyin denen amigdala kısmı görüntülenmiş. Katılımcılara olumsuz görüntüler gösterilirken, duygularını isimlendirmeleri istenmiş. Duygularını isimlendiren kişilerde amigdaladaki aktivitenin önemli oranda düştüğü gözlemlenmiş.


Eğer bir olay sizde güçlü bir duyguya sebep olduysa ve bu duyguyla başa çıkamadıysanız yemek yiyor olabilirsiniz. Bu zaten bildiğimiz bir şey. Ancak duyguyla başa çıkabilmek için öncelikle duygunun varlığını fark etmemiz ve onu hemen yok etmeye çalışmamamız ya da küçültmememiz gerekiyor. Duygusal yemenin önüne geçmede en büyük engellerden biri, duygunun varlığını fark etmek ve duyguyu kabul etmek. Bunu yapmak için tabii gün içinde ara ara küçük duraklamalar ya da beden farkındalığı oluşturmak gerekiyor. Ufak duraklamalar sırasında ‘ne hissediyorum’ sorusunu sorabilirsiniz. Ancak benim gibi sıfır yaşından itibaren duyguları bastırmaya yönelik bir kültürün içinde büyüdüyseniz bir cevap bulmak zor olabilir. Tabii bir yerden de başlamak gerek. Bunun için cevap çok yüzeysel de gelse soruyu sormaya devam edin. Eğer imkanınız varsa bir iki nefes alıp, elinizdeki her şeyi bırakıp nefesinize odaklanın. Birazcık bedeniniz rahatladıktan sonra zihniniz zaten sazı eline alıp konuşmaya başlayacak. ‘Aniden telefon çaldı, annem arıyordu, aman bir şey mi oldu diye çok endişelendim’. Harika bir başlangıç! Demek ki endişe/gerginlik hissetmişsiniz. Genellikle biraz bu duygunun üzerinde durunca altından başka duyguların çıkması da çok olası. ‘Annem yaşlı ve onun sağlığından endişeleniyorum, telefon çalınca başına bir şey geldi diye korktum’. Nefis! Demek bu endişenin altında bir de korku varmış. Başka hiçbir şey yapmadan, sadece duygunun adını koymak, duygunun yarattığı etkiyi o kadar azaltıyor ki! Bunu deneyimlemiş biri olarak, araştırmayla kanıtlandığını görmek beni çok sevindirmişti.



Sağlıklı olmak için iyi beslenmemiz gerektiğini biliyor ancak duygularınız sebebiyle uygulayamıyorsanız duygularınızı isimlendirmeyi deneyebilirsiniz belki.


Sevgiler,

Pınar.


22.07.2020 mailingi


0 views