Savaş ya da kaç - ya da stres nedir?

December 29, 2015

 

 

Biz daha şehirlere yerleşmemiş, binalarda yaşamıyorken, doğada ekosistemin diğer canlılarıyla birlikte yaşardık. Et yiyeceksek avlar, meyve yiyeceksek toplardık. Sonra sakin sakin ahududu toplarken, birden çalılıklardan bir hışırtı sesi duyardık. Arkamıza bir bakınca ne görelim? Koca bir aslan, dişlerini göstermiş hırlıyor.

 

Yukarıdaki cümle tüylerimizi ürpertiyor çünkü yukarıda tarif ettiğim şey, artık kanımıza işlemiş ‘stres’in nereden geldiğini anlatıyor.

 

Gerçekten, bu stres denen durum nereden gelir, ne işe yarar ve bize neler yapar? Hadi mekanizmaya yakından bakalım ve ona göre önlemimizi alalım.

 

Neden stres diye bir şey var?

 

Stres, bizi hayatta tutabilmek için var. İnsanın en büyük özelliklerinden biri etrafında gelişen şartlara uyum sağlayarak varlığını ve soyunu sürdürebilmesi. Bunun için de, yukarıdaki ilk paragrafta anlattığım durumlar karşısında ölmemek için, vücudu kaçmaya ya da savaşmaya hazırlar.

 

Nasıl çalışır?

 

Tehlikenin hissedilmesi durumunda aktive olan bir mekanizma bu. Yani ormandasınız ve arkanızdan bir aslanın koşturarak geldiğini gördünüz, ya da gece evde kitap okurken arkanızdan ‘paaat’ diye ani ve güçlü bir ses geldi diyelim. Bu görüntü ya da sesin verisi sonucunda sempatik sinir sistemi devreye girer ve vücutta bir çok işlemin başlamasına sebep olur. Bu ilk görüntü ya da sesle başlayan yolculuk, domino etkisi şeklinde adrenalin ve kortizol salınımının artmasıyla sonuçlanır. Bu hormonlar kana salgılanır ve gerekli bilgiyi gerekli dokulara ulaştırırlar.

 

Bu bilgiler nelerdir?

  • Savaşabilmek ya da kaçabilmek için enerji gerekir. Bu yüzden en hızlı enerji kaynağı olan kandaki glikoz kullanılır ve enerjiye çevrilir. Bunu da kortizol, kandaki şekeri yükselterek yapar. Eğer bir süredir yemek yemediyseniz ve savaş ya da kaç tepkisi tetiklendiyse, kana şeker salgılanır ki enerji olarak kullanılabilsin. Eğer kilo vermek isteyen bir insansanız, bu süreç yüzünden yağ yakmanız mümkün olmaz. Çünkü yağı enerjiye dönüştürmek çok daha yavaş gerçekleşir ve vücudun istediği ani enerji ihtiyacınız karşılamaz. Bu yüzden kan şekeriniz yükselirken, yağ rezervleriniz olduğu gibi kalır maalesef.

  • Kalbin daha çok kan pompalaması gerekir ki, savaşacak ya da kaçacaksak kaslara kan gidebilsin. Bu yüzden kalp daha hızlı kan pompalar, yani kalp atışları ve nefes alma hızlanır.

  • Kanın daha hızlı pompalanması için, damarlar genişler, tehlike geçtiğinde ise tekrar normal durumlarına dönerler. Bunun kronik bir şekilde gerçekleşmesi kalp damar hastalıklarına davetiye çıkarır.  

  • Bu arada daha hızlı pompalanan kan, savaşma ya da kaçma durumlarında elzem olacak organlar olan bacak ve kollara gider. Bu da bir çok organın bulunduğu üst bedene daha az enerji gitmesi demek. Bu da midenin hazımsızlık yapması, kalın bağırsağın hareketinin azalması yani kabızlık, karaciğerin arındırma işlevini tam anlamıyla yerine getirememesi gibi hiç istemediğimiz etkilere yol açar.

  • Savaş ya da kaç durumunda hiç hayati olmayan cilt, saç ve tırnaklarınız maalesef en kötü durumda olanlardır. Bedeninizin böyle lükslerle uğraşacak enerjisi yok! ‘Ne demek canım tırnağım kırıldı? Ya aslan beni yerse?’ gibi bir mantığın yanında cildinizin gerçekten bir önemi yok. Bu da ne demek: cılızlaşan saç ve tırnaklar, erken yaşlanan bir cilt!

  • Bu durumda vücut için başka bir lüks ise türünün devamını sağlamaktır. Yani seks hormonları üretimi düşer. Yani, çocuğu da tehlike geçince yaparsınız! diyor beden.

  • Peki ya uyku? Tabii ki de uyuyamazsınız! Ya uyuyakalırsanız ve aslan yine gelirse? O yüzden vücudunuz uykuya çekilse bile derin kısmına girmesi tehlikeli olacağından yüzeyde bir uyku uyursunuz ve vücudunuz her gece yaptığı tamir işlevini yerine getiremez. Uykunun bağışıklık sistemi üzerine olan olumlu etkisini alamıyoruz demek olur bu da.

  • Savaşacaksanız hedefinize daha iyi odaklanabilmek için, kaçacaksanız da hızlı koşma sırasında dikkatiniz dağılmasın diye gözleriniz ‘tünel görüsü’ denilen bir duruma girer ve sadece hedefinizi ya da kaçtığınız yolu görecek şekilde, bir nevi at gözlüğü takmış gibi olursunuz. Bunun modern hayata çevirisi, etraftaki güzellikleri görmeden sadece önünüze bakarak yürümeniz şeklinde olur.

  • Bir de ‘korkudan altına yapmak’ deyiminin gerçekliği var. Eğer savaşacak ya da kaçacaksanız, vücut idrar torbası ve bağırsağı boşaltır ki hafifleyelim.

 

Aslan aslan diye konuştuk ama, artık bu çağda sokakta aslanlar yürümüyor. Peki neden bu kadar stresliyim? Bunun cevabı ‘algılanan stres’te yatıyor. Artık hayatımızda kaçacak bir aslan ya da savaşılacak bir kabile yok belki ama girilecek bir sınav, tam toplantıya geç kalmışken sıkışan trafik, işinizi sevmeniz ama yeteri kadar para kazanamıyor oluşunuz, çocuklarınız için endişelenmeniz, ailevi sorunlar, patronun çıldırmış olduğunu duyup, odasına girecek olmak… Bütün bunlar yine sinir sisteminin ‘stresteyiz, ya savaşıyoruz ya da kaçıyoruz, ona göre hazırlanın!’ demesini sağlıyor.

Aslan örneğinde olduğu gibi bu stresin anlık yaşanması durumunda hayat kurtarıcı ama, gün içinde ufak ufak tekrarlandığında sürekli strese maruz kalmak esas sorun.

 

Yeterince içinizi kararttım, biliyorum. Neyse ki çözümsüz değiliz.

 

Sempatik sinir sisteminin aktive olduğunu anladığımız zamanlarda (yani kalp atışınız ve nefes alış verişiniz sıklaştıysa, omuzlarınızı, yüz kaslarınızı ya da çenenizi sıktığınızı farkettiyseniz), onun tam tersi işlev gören parasempatik sinir sistemini aktive etmek gerekiyor. Bunu yapmanın en iyi yolu meditasyon. Her gün düzenli yapılan meditasyon sırasında, vücudu parasempatik sinir sisteminde tutup, güvende olduğu bilgisini verir. Beyin güvende hissettiği zaman, yani ‘aslan gelmiyor, şu an mağaramızda rahatça resim çizebiliriz’ hissini aldığı zaman vücudunuz dinlenme ve tamir moduna girer. Bu da kronik hastalıkların oluşumunu engeller, uykunuzun daha etkin olmasını sağlar, tüm organlarınızın olması gerektiği gibi çalıştırır ve bağışıklık sisteminizi ateşler!

 

Meditasyon yapmak bir disiplin ve zihni eğitmeyi gerektirir. Bütün bunlar da emek ister. Meditasyona ufak adımlar atmak isterseniz Soundala Therapy size yardımcı olabilir. Eğer meditasyon yapmaya kendinizi hazır hissetmiyorsanız, gün içinde nefesinizi derinleştirecek nefes tekniklerini öğrenerek de rahatlamanız mümkün. Nefes tekniği de olmazsa, sevdiğiniz bir aktiviteyi yapın: rahatlamış bir şekilde kitap okumak, tüm dikkatinizi vererek yemek yapmak, kısa da olsa kafanızı boşaltacak bir yürüyüş ve tabii ki egzersiz, stresinizi en azından yönetebilmenizi ve tehlikeli boyutlara ulaşmasını engeller.

 

Bir sonraki posta kadar sakin kalmanız dileğiyle.




 

Please reload

Please reload